Gladyatör 2: Güç, Yozlaşma ve Erdem (Film Eleştirisi)

Önce Francis Ford Coppola, şimdi Ridley Scott. Bu yılın ikinci Roma Dönemi’ne ait filmi Gladyatör 2 ve bu kesinlikle bir tesadüf değil. Hep dendiği gibi ABD, Roma İmparatorluğu’nun 21. yüzyıl versiyonu olabilir mi? Yeni ABD hükümetinin müstakbel Verimlilik Bakanlığı’nın müstakbel bakanı Elon Musk daha bugün kendi sosyal medya platformundan tekrarladı bu klişeyi. Acaba bu filmler bize bu konuda aynı şeyi farklı şekillerde mi anlatıyor? Yakından bir bakalım. Ama önce arka planıyla başlayalım.

Her devam filminde veya yeniden çevrimde olduğu gibi soru yine aynı: Orijinali kadar iyi olabilecek mi?

Yeniden çevrim ve devam filmlerinin yılı 2024. Mad Max, Dune, Joker, Beetlejuice, Mean Girls, Aslan Kral, Maymunlar Cehennemi, Godzilla, King Kong, Deadpool, Transformers, Venom… Ve nihayetinde sıra dört gözle beklenen Gladyatör‘e geldi. Her devam filminde veya yeniden çevrimde olduğu gibi soru yine aynı: Orijinali kadar iyi olabilecek mi? Dune 2, Mad Max: Furiosa veya Deadpool & Wolverine gibi bu yılki bazı devam filmlerinin orijinalleri veya öncüllerinin başarısına yakınsadığı, hatta belki geçtiği bile iddia edilebilir. Dune 2‘yi ödül sezonunda çeşitli yerlerde göreceğimize ve fırsat bulduğu yerlerde ödüllerle buluşacağına eminim. Keza Mad Max: Furiosa da zaman zaman kendini gösterecek yerler bulabilir. Aynı klasmandan ve belki Mad Max franchise’ından bile daha büyük bir üne kavuşan Gladyatör 2 için de cevabı merak edilen soru aynıydı. Nesiller arasında efsaneleşmiş, replikleri ağızlardan ağıza dolaşan, sahneleri hafızalara kazınan 2000 yapımı filmin ardından Ridley Scott bunca yıl sonra ilk filme yaraşır bir devam filmine imza atabilecek miydi?

Connie Nielsen’ın devam ettiği kadrosuna Denzel Washington ile son zamanların yükselen yıldızları Paul Mescal ve Pedro Pascal’ın da dahil olmasıyla heyecan da arttı tabii. Fakat son haftalarda gelen yorumlar ve eleştiriler filmin beklentilerin altında kaldığını söylüyordu. İzledik ve gördük. Ya kendim filmin büyüsüne kendimi fazla kaptırdım ya da son haftalardaki yorumlar benimle farklı düşünüyordu.

Gladyatör 2 (2024) | Yön. Ridley Scott

İmparatorlar Marcus Aurelius (Richard Harris) ve halefi Commodus (Joaquin Phoenix) ile ilk filmimizin ölümsüzleşmiş kahramanı Maximus‘un (Russel Crowe) ölümlerinden 15 yıl sonra geçen filmde Maximus‘un Roma varisi oğlu Lucius‘un (Paul Mescal) hikayesine odaklanıyoruz. Büyük bir yozlaşmanın pençesindeki Roma İmparatorluğu’nun saldırganlığının bir sonucu olarak kader, babası gibi kendisini de gladyatör arenasına sürüklüyor Lucius‘u. Filmin en iyi olduğu yerlerden biri başlardaki savaş sahnelerinin yanı sıra bu sefer gemi savaşlarını bile es geçmeyen Kolezyum’daki mücadele sahneleri. Prodüksiyon tasarımı, set dekorasyonu gibi alanlarda filmin kendinden söz ettireceğini düşünmek pek yanlış olmaz. Dönelim konuya…

Yozlaşmanın çöküşün eşine getirdiği her mevcudiyetin karşılaşacağı kaçınılmaz bir sonuç olan entrika ve komploların süratle demlendiği ve çılgın imparatorların elinde yönetim zafiyeti yaşayan, dedesinin bir zaman tasavvur ettiği yoldan tamamen dönen Roma’dan büsbütün nefret eden veliaht ana karakterimiz Lucius‘un varlığı, elbette bu durumu fark eden entrika meraklısı hırslı bazı kişilerin dikkatini çekecekti. Komplike karakteriyle bir antikahraman izlenimi de bırakan bir tür gladyatör taciri Macrinus (Denzel Washington) tam olarak burada devreye giriyor. Bir yandan Lucius‘u Roma ve imparatorlar nezdinde büyüterek nüfuzunu arttırırken bir yandan imparatorlar ile rakiplerinin defterini dürme hesaplarını yapıyor. Oldukça canlı bir Macrinus performansı sunan Denzel Washington’ın kariyerini ve oyunculuğunu tartışamayız. Ancak, yalnızca 3 yıl önce çok benzer bir karakteri oynayan aktöre bu rolün rastlantısal olarak teklif edilmediğine de eminim. Joel Coen’in 2021 yapımı Shakespeare uyarlaması Tragedy of Macbeth‘inde meşhur içten pazarlıklı ve hırs küpü karakteri Macbeth‘i canlandırmıştı ünlü aktör. Ridley Scott’ın o filmi izledikten sonra Denzel Washington’da karar kıldığına neredeyse eminim. Bu filmde de sinsi planıyla Macbethvari bir şekilde gücü ele geçirme entrikası peşinde koşan Macrinus rolünde benzer bir performans sergiliyor.

Gladyatör 2 (2024) | Yön. Ridley Scott

“Adalet güçtür ve güçlünün iradesidir.”

Macrinus esasında felsefede somut bir ekolün temsilcisi. Bunu açık açık dile getirmekten de geri durmuyor. Platon’un Devlet‘inde en çok öne çıkardığı karakterlerden biri olan sofist Thrasymakos’un başını çektiği ekol: “Adalet güçtür ve güçlünün iradesidir, geriye kalan şeyler boştur.” İsmini anmadan da olsa Macrinus, Thrasymakhos’un bu görüşünü kendi dünya görüşünün manifestosu olarak birkaç defa filmde doğrudan zikrediyor. Gerçeklikle bağdaştırmamız gerekse, Macrinus elbette tarihsel olarak, Kendime Düşünceler eserini okuduğunu ifade ettiği İmparator Marcus Aurelius’un ilham aldığı Plato ve Thrasymakhos’tan haberdar olabilirdi ama filmde böyle bir bağ yok tabii. Fakat düşünsel olarak ortada net bir çatışma var. Bir tarafta Macrinus‘un açık bir şekilde muhalefet edip reddettiği Plato ve Marcus Aurelius’un temsil ettiği erdemli yönetim ve yönetici ile diğer tarafta erdemi yok sayan ve güce itimat eden Macrinus‘un kendisiyle Thyrasymakhos. Filmin ana çatışmasının bu eksende konumlandırdığını gözlemlediğimizde esasında Ridley Scott’ın kötü karakterinin Macrinus olduğuna da kolayca ulaşabiliyoruz.

Fakat, Ridley Scott seyircisine Macrinus‘un komplosunu ve güçlü emellerini filmin ancak son perdesine doğru açık etmeyi tercih ediyor. O zamana kadar seyirci çok ikna edici bir şekilde olmasa da kötü karakterler olarak resmedilen imparatorların ekstravaganlıkları ve keyfilikleriyle meşgul ediliyor. Bu durum son perdeye kadar bir kötü karakter zafiyeti yaşandığı izlenimi uyandırsa da Ridley Scott bunu bilinçli olarak da yapmış olabilir. Her parçası ilmek ilmek işlenen, orijinal filme hiçbir saygısızlık etmeden ve hiçbir detayı manipüle edilmeden bir saygı duruşuna duran ikinci filmde bu kötü karakterler arasındaki belirsizlik ve geçişin de bilinçli yapıldığını düşünmek yanlış olmayabilir. Keza, Gladyatör 2‘nin Francis Ford Coppola’nın kariyeri boyunca üzerinde çalıştığı Megalopolis‘iyle ilişkisi de tam burada yatıyor.

Gladyatör 2 (2024), Sahne Arkası | Yön. Ridley Scott

Bir tarafta Thrasymakhos, Macrinus, Commodus, çılgın imparatorlar; öteki tarafta Marcus Aurelius, Maximus, Lucius ve diğerleri.

Megalopolis, gelecekteki bir ABD’nin Roma İmparatorluğu şeklinde tasvirini işlerken Roma’daki güç mücadelelerini, entrikaları, seçim kampanyalarını ABD’nin mevcut politik sistemiyle eşleştirerek dolaylı bir sistem eleştirisinde bulunuyordu. Mekan olarak kendisine New York Şehri’ni seçen 85 yaşındaki Coppola uzun yıllar emek verdiği filminde yozlaşmış siyaseti, çarpık yönetişimi, çürüyen bir toplumu ve kendince rayından çıkmış bir hayat akışını doğrudan topa tutuyordu. Akranı Ridley Scott da ne tesadüftür ki aynı yıl, aynı temaları, biraz daha farklı bir açıdan olsa da yine aynı bağlam ve motiflerle ele alıyor. Yozlaşmış bir imparatorluk, sinsi entrikalar, sefalet içindeki bir halk ve buna karşı koyan bir grup idealist. Dolayısıyla filmin kötü karakteri konusundaki belirsizliğin de Scott’ın bilinçli bir tercihi olduğunu düşünmemiz için geçerli bir sebebimiz oluyor. Scott, asıl sorunun pek çok defa sanıldığı gibi yöneticiler değil, Thrasymakhos‘tan beri günümüze gelen bir düşünsel yapı ve onun temsilcileri olduğunu işaret ediyor. Bir tarafta Thrasymakhos, Macrinus, Commodus, çılgın imparatorlar; öteki tarafta Marcus Aurelius, Maximus, Lucius ve diğerleri. İlk filmde sorumluluk İmparator Marcus Aurelius‘tan sadık kumandanı Maximus‘a geçmişti, bu filmdeyse Maximus‘tan oğlu Lucius‘a devrediliyor. Dolayısıyla, daha doğrudan bir anlatıma sahip Megalopolis gibi Gladyatör 2 de yalnızca bir aksiyon filmi olmasının ötesine geçerek, Roma İmparatorluğu’nun güç mücadelesi üzerinden modern toplumun, siyasetin ve yönetişimin sorunlarını ve adalet anlayışını da sorgulayan bir yapım.

Bu düşünsel bağlamda ilk filmiyle bütünlük ve devamlılık gösteren Gladyatör 2, felsefi anlamda argümanlarını daha net ve belirgin bir noktaya çekerek ilk filmin üzerine ekliyor. Film, sadece geçmişin hikayesini yeniden anlatmıyor; modern dünyada güç, adalet ve erdem gibi kavramların anlamını Coppola’nın Megalopolis‘inde olduğu gibi tartışmaya açıyor. Gladyatör mücadelelerinin kaotik ihtişamını seyircisininin iliklerine kadar hissettiren dev bütçeli film, teknik ve prodüksiyon açısından da repertuarını genişleterek kademe kat etmiş örnek bir devam filmi. Efsaneleşmiş orijinal filminin ve başkahramanı Maximus Decimus Meridius‘un hatırasını dikkatle ve saygıyla anarak, ona bir zarar vermeden ileri taşımayı başarıyor. Keşke müziklere de yeniden Hans Zimmer el atsaymış! Ne de olsa ilk filmin müzikleri hala kulaklarımızda çınlıyor. Ama o kadar olur diyelim.

Rating: 4 out of 5.

Not: 4/5


Dış Bağlantılar:



Comments

Leave a comment